Hindistan ile Avrupa Birliği’nin uzun müzakereler sonunda imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşması, yaklaşık 2 milyar insanı kapsayan yeni bir ekonomik yapı anlamına geliyor. Çin’i nüfus bakımından geride bırakan Hindistan, bu anlaşmayla küresel üretim ve ticarette daha güçlü bir aktör olmayı hedefliyor. Yaşlanan nüfusu ve üretim sorunlarıyla boğuşan AB ise Trump döneminde artan siyasi ve ekonomik baskılar nedeniyle doğu ve batıda yeni arayışlara yönelmiş durumda. Bu süreçte Brüksel’in “stratejik özerklik” vurgusu dikkat çekerken, Hindistan’la yapılan anlaşma Avrupa’nın ABD ve Çin eksenine alternatif bir hat oluşturma çabasının somut adımı olarak değerlendiriliyor.
Tam da bu küresel yön arayışları tartışılırken, yıllar önce çekilmiş bir belgeselden çıkan “yalnız penguen” hikâyesi yeniden gündeme geldi. Kendi sürüsünü terk edip buzulların arasından bilinmeyen bir yöne yürüyen penguen, bugün birçok yorumcu tarafından büyük güçlerin baskısı altında kendi yolunu arayan ülkelerin sembolü olarak görülüyor. Belgeselci Werner Herzog’un “Neden mutlak bir sona doğru gidiyor?” diye sorduğu bu görüntüler, küresel düzende yönünü değiştiren aktörlerin belirsizliğini çağrıştırıyor.
Anlaşmanın en çok Çin’i etkilemesi, AB üretiminin önemli bir bölümünün Hindistan’a kayması bekleniyor. Türkiye ise Gümrük Birliği nedeniyle bu gelişmeden dolaylı olarak etkileniyor; ancak Hindistan’la benzer bir STA’sı olmadığı için aynı avantajlardan yararlanamıyor. Bu durum, mevcut Gümrük Birliği’nin Türkiye aleyhine bir asimetri yarattığını bir kez daha ortaya koyuyor. Gümrük Birliği güncellendiği takdirde, AB-Hindistan anlaşması Türkiye için de önemli bir fırsata dönüşebilir.
























